Anilarla Ataturk - Mustafa Kemaller Ölmeyecek - Blogcu



Mustafa Kemaller Ölmeyecek

10/12/2007 - ATATÜRK ve MÜZİK

ATATÜRK ve MÜZİK

“ Hayatta musiki lazım değildir.Çünkü hayatın kendisi musikidir.Musiki ile alakası olmayan,insan değildir.Musikisiz hayat zaten mevcut olamaz.Musiki hayatın neşesi,ruhu,süruru ve her şeyidir.”  

Bu sözleriyle Atatürk,sanatın ve özellikle müzik sanatının insan hayatı açısından ne denli önemli olduğunu belirtmektedir.Bu bakımdan her konuda olduğu gibi Türk Müziği konusunda da yenilikler yapmak istemiştir.Ata’nın Türk Müziği üzerine yenilik yapmak istemesinin belli başlı nedenleri vardır.Bunları şöyle sıralayabiliriz ;

1-Ziya Gökalp’in Türkçülüğün Esasları eserindeki görüşlerinin etkisi:Ziya Gökalp’in müzikle ilgili görüşlerinin etkisiyle Atatürk’ün şu sözleri söylediği bilinmektedir;

“Bugün işte şu üç musikinin karşısındayız:Şark musikisi,garp musikisi,halk musikisi.Acaba bunlardan hangisi bizim için millidir?Şark musikisinin hem hasta,hem de gayr-ı milli olduğunu gördük.Halk musikisi harsımızın,garp musikisi de yeni medeniyetimizin musikileri olduğu için her ikisi de bize yabancı değildir.O halde milli musikimiz,memleketimizdeki halk musikisiyle garp musikisinin imtizacından doğacaktır.Halk musikimiz birçok melodiler vermiştir.Bunları toplar ve garp musikisi usulünce armonize edersek hem milli hem de Avrupai bir musikiye malik oluruz”

 

2-Montesqieu’nun görüşlerinin etkisi : Atatürk,bir röportajı sırasında Emil Ludwig’e Montesqieu’nun “Bir milletin musikicilikteki meyline ehemmiyet verilmezse o milleti ilerletmek mümkün olmak” görüşünü aynen ilettiği ve tasdik ettiği bilinmektedir.

3-Sanat seviyesindeki düşüş : Atatürk döneminde Türk Müziği konusunda yetişmiş bilginlerimiz yoktu.Mevcutlar kendi kendilerini yetiştirmişti.Darülelhan’ın eğitimi yetersizdi.Sanatçılar genellikle usta-çırak usulüyle yetişiyordu.Bilgisine güvenilir bir müzik bilginimiz olmaması sebebiyle Atatürk,Ziya Gökalp’a inanmak durumunda kalmıştı.Riyaset-i Cumhur Fasıl Heyetinde 1925-1930 yılları arasında neyzenlik yapmış ve Ata’nın huzurunda defalarca çalmış bulunan Burhanettin Ökte hatıralarında bu durumu şöyle dile getiriyor :
“Musikimizin tarihini araştırdı,doğru dürüst cevap alamadı.Nazariyatını sordu,iki cümleyi yan yana getiremedik.Eserleri tahlil ettirmek istedi,sathından daha derinlere inemedik…en büyük mürşit ilimdir,diyen büyük insan bu münevver gençlerimizi tarihte karşısında bulsaydı memlekette ne alafranga-alaturka davası,ne de sanat fukaralığı bulunurdu.”
 

8 Ağustos 1928 gecesi Sarayburnu konserinden sonra Atatürk’ün etkisi büyük olan meşhur nutkunun sebebini de Burhanettin Ökte hatıralarında İtalyan müziği ve Mısır’ın meşhur şarkıcılarından Müniret’ül Mehdiye Hanım’ın konserinden sonra çok zayıf bir Türk saz heyetinin sahneye çıkarak acemice “sultani yegah” faslını icrasına bağlıyor.Atatürk,sinirli bir şekilde konseri terk etmiş,ertesi gün gazetelerde şu nutku yayımlanmıştır :
“Bu gece burada güzel bir tesadüf eseri olarak şarkın en mümtaz iki musiki heyetini dinledim.Bilhassa sahneyi birinci olarak tezyin eden Müniret’ül Mehdiye Hanım sanatkarlığında muvaffak oldu.Fakat benim Türk hissiyatım üzerinde artık bu musiki,bu basit musiki Türk’ün çok münkeşif ruh ve hissini tatmine kafi gelmez.Şimdi karşıda medeni dünyanın musikisi de işitildi.Bu ana kadar Şark Musikisi denilen terennümler karşısında cansız gibi görünen halk,derhal harekete ve faaliyete geçti.Hepsi oynuyor ve şen,şatırdırlar.Tabiatın icabatını yapıyorlar.Bu pek tabiidir.Hakikaten Türk,fıtraten şen;şatırdır.Eğer onun bu güzel huyu bir zaman için fark olunmamışsa,kendinin kusuru değildir.Kusurlu hareketlerin acı,felaketli neticeleri vardır.Bunun fariki olmamak kabahatti”
4-Çağdaş medeniyetler seviyesine yükselmenin top yekün gerçekleştirilmesi : Atatürk,
Kazım Özalp’a “Bizler alaturka müziğe alışmışız ama yeni nesiller alafranga müziğe çalışmalıdırlar.” ve Falih Rıfkı Atay’a “Çocuklarımızın ve gelecek nesillerin musikisi garp medeniyetinin musikisidir” demiş,Batı Müziğiyle ilgili bazı kuruluşlar kurdurmuştu.Atatürk’ün müzikle ilgili çalışmaları şunlardır :
-Muzika-yı Humayun İstanbul’dan Ankara’ya nakledilerek Riyaseti-Cumhur Orkestrası adını almıştır (1924)
-Müzik öğretmeni yetiştirmek amacıyla Musiki Muallim Mektebi açılmıştır.Bu okulda Batı Müziği öğretimi yapılmıştır.
-İstanbul Darülelhan Şark Musikisi Şubesi kapatılmış,okulun adı da İstanbul Konservatuarı olarak değiştirilmiştir (1926).Şimdiki adı İstanbul Belediye Konservatuarıdır.
-Bu kurumlarda yetişen başarılı öğrenciler,Avrupa’ya öğrenime gönderildiler.Yurt dışında ilk müzik öğrenimine giden ve adlarını duyuranlar;Cemal Reşit Rey,Ahmet Adnan Saygun,Ekrem Zeki Ün,Necil Kazım Akses,Ulvi Cemal Erkin,Hasan Ferit Alnar gibi sanatçılarımız oldu.
-Alman müzikolog Paul Hindemith’in yardımlarıyla Ankara Devlet Konservatuarı kurulmuştur (1936).Devlet Opera ve Balesinin,Devlet Tiyatrolarının Senfoni Orkestralarının sanatçı kadrolarının önemli bir bölümü bu okuldan yetişmiştir.Bütün bu yeniliklerin amacını ise Atatürk şöyle açıklıyor “Halkın da musıki ihtiyacını düşünmek gerekir. Halkın musiki zevkinin gelişmesi için bu musıkiye (batı musıkisine) alışması ve bu musıkiden hoşlanması için, köklü bir musıki eğitimine ihtiyaç vardır.”

Atatürk bir konuşmasında; “Bugün dinletmeye yeltenilen musiki,yüz ağartacak değerde olmaktan uzaktır.Bunu açıkca bilmeliyiz.Ulusal,ince duyguları,düşünceleri anlatan yüksek deyişleri,söyleyişleri toplamak,onları bir an önce,genel son musiki kurallarına göre işlemek gerekir.Ancak bu düzeyde,Türk ulusal musikisi yükselebilir,evrensel musikide yerini alabilir” demiştir.Atatürk bu sözleriyle sanatçılarımıza çağdaş,milli müziğimizin oluşturulması için takip edebilecekleri yolu göstermiştir.Atatürk’ün bu düşünceleri doğrultusunda yetişen müzik sanatçıları,onun ölümünden sonra da çağdaş eserler üretmeye devam etmektedir.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/12/2007 - SELANİK

SELANİK

illî Mücadele henüz bitmiş, ordularımız Meriç sınırına dayanmıştı. Çankaya'da oturuyorduk. Atatürk'ün Selanik'ten çocukluk arkadaşı Nuri Conker dedi ki:

- "Paşam, ne duruyorsunuz? Her şey elinizde. Selanik'teki eviniz boş duruyor. Bir sözünüzle orada oturabilirsiniz. Size kim engel olabilir?" Atatürk, hepimizin yüzüne baktı ve şunları söyledi.

- "Böyle bir hareket bütün Avrupa'yı aleyhimize birleşmeye sevk eder. Büyük bir mücadele iyi bir biçimde sona erdi. Tehlikeli bir maceraya atılamam."

Hamdullah Suphi TANRIÖVER

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/12/2007 - SAVAŞ EMİRLERİ

SAVAŞ EMİRLERİ

ükrü Kaya'nın, bir 30 Ağustos Zafer Bayramı gecesi sofrada:

- "Paşam, İstiklal Savaşı'nda Başkomutan sıfatıyla muharebelerde verdiğiniz emirler bir yerde toplanmış mıdır?" sorusuna verdiği yanıt:

- Bir gün Kurtuluş Savaşı'nın, Millî Mücadele'nin askeri tarihini yazacaklar, belki de benim Başkomutan sıfatıyla verdiğim bir yazılı ve imzalı emrime rastlamayacaklardır. Savaş arkadaşlarım buradadır, hep bilirler, ben muharebede daima o cepheden bu cepheye gider, yapılması gereken hareketleri Komutanlara dikte eder, onlara not ettirir ve kendilerini de inandırdıktan sonra, 'Şimdi ordu birliklerimize derhal bu hareketlerin yapılmasını kendi imzanızla bildiriniz.,.' derdim."

Nejat SANER

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/12/2007 - YENİLSEYDİK SORUMLU BEN OLACAKTIM

YENİLSEYDİK SORUMLU BEN OLACAKTIM

ir aralık konu İstiklâl Savaşı'na geldi. Dikkat ettim, Binbaşılar dahil her komutanın hangi birliğe komuta ettiğini, nerede bulunduğunu, -bir gün önce olmuş gibi- hatırlıyordu. O savaş ki araç, gereç, personel kıtlığı bugün güç tasavvur edilirdi. Tümenlere binbaşılar, Kolordulara yarbaylar komuta ediyordu! Fakat, bu kadro canını dişine takmış bir ekipti. Var olmak ya da olmamak bu savaşın sonucuna bağlıydı. 30 Ağustos bu ruh haletinin eseriydi. Böyle bir dramı, hem yazarı, hem baş aktörünün ağzından dinlemek müstesna bir mutluluktu. O anılar Ata'yı coşturdukça coşturuyordu. Anlatmalarında abartma yoktu. Ama bu anlatış öylesine canlı, öylesine plastikti ki, hepimiz heyecandan heyecana sürükleniyorduk. Anlatışlarını şöyle bağladı:
- İşte büyük zafer böyle ortak bir eserdir. Şerefler de ortaktır.

Bu alçakgönüllülük şaheseriyle konunun kapanacağını tahmin ediyorduk. Bu arada

Atatürk bir duraklama yaptı. Sonra içine dönük, adeta kendisiyle konuşur gibi ilave etti:
- Ama yenilseydik sorumluluk ortak olmayacak yalnız bana ait olacaktı.

Bu belagat karşısında gözyaşımı tutamadım. Tarihin, zaferleri kendine maleden, yenilgileri ise maiyetine yükleyen sahte kahramanlarını hatırladım.

Ord. Prof. Sadi IRMAK

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/12/2007 - BEN CEPHEYE GİDİYORUM

BEN CEPHEYE GİDİYORUM

ir akşam Recep Bey (Peker) beni ve İhsan Bey'i evine akşam yemeğine çağırdı. Ayağım burkulmuş, alçıda idi. Koltuk değnekleriyle gittim. Gazi Paşa da Refet (Bele) Paşa'nın evinde imiş. Bizim Recep (Peker) Bey'in evinde bulunduğumuzu haber almışlar. Yaver Muzaffer (Kılıç) telefonla beni çağırdı. Kendilerini beklememizi söyledi.

Gazi, gece yarısından sonra geldi. Fazlaca alkollü idi.
- "Vakit geç oldu. Oturamayacağım gideceğim."
Dedi ve giderken beni, İhsan ve Recep (Peker) Bey'i baş başa getirdi. Ellerini omuzlarıma atarak:
- "Ben doğruca cepheye gidiyorum, düşmana taarruz edeceğim," dedi.

H
epimiz şaşırdık ve telaşlandık. İhsan Bey:
- "Paşam, ya muvaffak olamazsan?" deyince:
- "Ne?... Bir haftalık süre içinde onları yok edip denize dökeceğim." karşılığını verdi.

Ali KILIÇ

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

ATATÜRK'ün Blogu

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

Her Hakkı Saklıdır © 2008
En Güncel Blog*OyunAfacan*Rüya ve Burç*kral oyun
"Beni görmek demek, zorunlu olarak yüzümü görmek demek değildir. Benim düşüncelerimi anlıyor, duyduklarımı duyuyorsanız, bu yeterlidir!" Mustafa Kemal Atatürk